Oldu: “…Daha çocukken önemli olan sorularla cevaplar değil salıncaklarla...
“…Daha çocukken önemli olan sorularla cevaplar değil salıncaklarla doğum günleriydi. Paramız yoktu ama o yıllarda parayla saadet olmazdı. Müzik zevkimiz bizi kıro falan yapmaz, duyduğumuz herhangi bir şey bizi neşelendirip dans ettirirdi.
Biraz daha büyümek bizi olsa olsa sevindirirdi….
fransa macerasi
kuvvetle muhtemel bu fransa’dan son yazim olacak. 2-3 gune kaderin kirilma noktalarindan birini yasiyacagim. aklimda burasi icin hatirlamak istediklerim birseyler var. iste ileride okudugumda aklima daha fazlasi gelmeyebilir bu ozetin…
aksam paris havalimanina indim ve sabaha kadar bekleyecektim. insanlarin giderik azaldigi ve ic hatlar terminalinde bir elin bes parmagini gecmeyen siluetleri hatirliyorum. bir de 4-5 sularinda bir video cekmistim herseyin nasil olacagina dair. yanan bilgisayarin harddiskiyle gitti. 48 saat uykusuz kaldim. beni gecici konaklayacagim noktaya goturecek kisiyi beklerken internet kafeye girdim ve bir film acip ellerim kafamin agirliginda uyur numaralarindaydim.
sikici taraflar yukaridaki gibi ama pekcok da ilk var bu sikicilikta. tekrarlara gelelim. tekrarindan hic pisman olmadiklarima..
evimi imkanlar dahilinda istedigim gibi dosedim. kafamdaki manzaranin en olasiliklisini izledim 3 sene boyunca. mum isiginda yemek yedim. bir kere gelmisligi olan babamin rhone sarabi esliginde servis ettigi somon baligindan vazgecemedim hic ve aysegul’un creme fraiche tanitimi ile bir o kadar da baglandim tavuk tariflerine..
asik oldum. bir duygu vardi icimde ki bukowski “zaman unutturmaz, uyusturur” der. deniz adinda bir olaya asik oldum. onla gecen her an alti cizili baska bir dunyaydi. tek bir dakikadan sikilmadan yasadim onu. gitti tabi, tutmaya ceyrek bile kalamadim.
iyi arkadasliklarim oldu. kardesim diyemeyecek sanirken kendimi birileri cikageldi. serhan can oldu. onurcan kucuk kardes. onurcanla kesildi tabi bir sekilde.
kendi arabami aldim. the game filmi hayatimi degistiren en etkili filmdi. babamin eski arabasini aldim. kendi filmimi yasadim. ki bu arada deniz yuzunden depresyona girmistim. sahillerde sabahladim. kafam yeteri kadar guzeldi ilaclardan ki yetinmedim elbette.
dolastim. planlar yaptim. sonu gelmeyen onca proje. barselonaya asik oldum. belki nimes’de yasadigim tek gunu tum montpellier maceramdan daha iyi hatirlayacagim.
kahvalti hazirladim bu arada birine. birkez de degil. hikayesini dinledim; hikayemi anlattim. sevdiklerini yazdim bir koseye ve gelecegi zamanlar icin aldim onlari. mutlu oldu anladiginda. ben daha cok mutlu oldum.
…
sikildim anlatmaktan. babam iflas etti. annem kazandigi iki liranin 3’unu bana yolladi ama olmadi. yeni hayaller ve basarisizliklarimla terkediyorum burayi. ama henuz degil.
hersey icin tesekkurler.
ben istesem?!
Ben olsamli cumleler guzeldir. Mesela;
ben muzik piyasasini kontrol etmek istesem, mp3’u yaratip herkes tarafindan ucretsiz sekilde edilmesini isterdim. boylelikle sadece benim destekledigim sanatcilar ayakta kalirdi. digerleri albumlerden gelir elde edemeyecegi icinse issiz.
ben sinema piyasasini kontrol etmek istesem, kopya filmler basip maliyetinden biraz daha fazlasina satardim. boylelikle sadece benim destekledigim ekipler ayakta kalirdi. digerleri gelir elde edemeyecegi icin ise ya issiz kalir ya da daha ucuza calisirlardi.
ben bir seyleri kontrol etmek istesem, desteklemelerde bulunmak icin kaynak yaratmam gerekirdi. bunun icin de ucretsiz gibi lanse edilen bir agin kurucusu olurdum. ornegin bir internet servisi saglayicisi. boylelikle ekipman yatirimindan sonra sadece bakim ve musteri hizmetlerine para harcar, geri kalanini da destek kesintilerine ayirabilirdim.
ben dunyayi kontrol etmek istesem iletisim adina ne varsa hepsine sahip olmaya calisirdim. boylelikle benim istediklerimi izler, benim istediklerimi dinler, benim istediklerimi yer ve giyerdiniz.
ben sizleri kontrol etmek istesem koleligi kaldirir, demokrasiyi icat ederdim. cunku isim olarak kolelik cok tiz geliyor.
simdi kanali degistirebilir veya sokaga cikabilirsiniz. iyi geceler, tabi boyle birsey mumkunse…
Regina Spektor: Apres Moi - 1.643 kez dinlendi.
“Après moi le déluge, after me comes the flood”
Regina Spektor - Après Moi
Athena - Ben Boyleyim (My Way Cover in Turkish)
(Kaynak: thathipsterporn)
kendime not
kendime not olarak dustugum bu yazida asagidakiler hakkinda ozet degerlendirmelere deginecegim:
- trend tikaniklik ve cozumleri ve istatistiki devinimleri
- marka ozelestirisi ve basitlik
- da vinci ve sadelik
- hedef belirleme ve sinirlandirmanin basaridaki rolu
- markanin cagrisimli reklamlar ile desteklenmesi
- trend merkez grubun ortak veya ortaga yakin secimleri ile belli donemlerde insanlara sunulan moda etkinligi ise her yeni donemde yeni bir mod bulunmak zorunda. tam da bu noktada bulunulanin topluma kabul ettiremeyecegi saptamalarda -ki bunun sebebi toplumun buna henuz hazir olmamasi olarak degerlendiriliyor- sorunun cozumunde gecmiste yardim alma yontemi kullaniliyor. buna ornek vermek gerekirse korsanlar temasinin starti ile gecmis yakin donemde hollywood cizgiroman trendine kapildi ve her iki donemde bir de bununla ilgili devinime sahne oluyor. buna giyim kolunda bakilacak olursa da eskinin sade ve kabul gormus cizgileri neredeyse her koleksiyonda yeni efektif ogelerle harmanlaniyor. buradaki sadelik ve gecmise donusu unutmayalim ki ilerideki basliklarla da butunleyici olacaktir.
- ideat adli bir fransiz tasarim dergisinin bu ayki editor yazisinda mackintosh’dan macintosh’a donus anlatiliyor ve gunumuzde de bunun mac olarak vurgulanmasinin alti ciziliyor. internette de buyuk aktif kullanicili sitelere bakacak olursak isimler genellikle uc veya dort harfli olarak secilmis. ebay gibi. bunun disinda ikili kelimelerin ise yogunlugu ortada. buna da hotmail ve godaddy ornegi verilebilir. ne var ki alaninda dev olan gmail adinin google mail olmasindan ve markasini besleme atfindan vazgecti. karsimiza yine basitlik ve sadelik cikti. ayrica yapilan isin onemli vurgusu!
- da vinci “simplicity is the ultimate sophistication” derken araba yapmayalim tekerlikle yetinelim demiyordu elbette. fizy’i bilirsiniz. kurucusu da vinci’nin bu sozunu blogunda yayinlarken birseyi biliyordu. burada bahsedilen aslinda biraz islevliligin kullanim basitligi. bir iphone gibi. herkesin kullanabilecegi nitelikte bir alet ama bir o kadar da bir aletten fazlasi. ayni zamanda bir hizmeti satin almaniz da cabasi.
- kuresel sirketlere baktigimizda birden dunyaya acilmadiklarini ve hedef siralamasinda ya alaninda ilk olduklarini ya ilk uc’e girmeye calistiklarini ve lider olduktan sonra kapsamli sekilde kuresellestigini goruyoruz. ne var ki bu kuresellesme cercevesinde dahi her alanda ya da her kategorideki musteriye hizmet etmek olanaksiz gibi duruyor. buna farkli sekilde yaklasan cok basarili bir sirketi bilmeyenlerle paylasmak isterim. “protector & gamble”, alaninda rakibi olmayan bir kuresel guc. rakibi olmamasi da sattigi urunlerin benzerinden satilmadigi icin satis stratejisinde portfoyunu farkli sekilde duzenlemesinden oturu. anlamayanlar icin sirketin markalarindan bir kacini verelim; duracell, pringles, ariel, alo, ace, braun, prima. enterasan olan bir grup sirket gibi gozukmesine ragmen sattiklarinin farkli kategorilerde lider urunler olmasi ya da bir urun portfoyunun tum pazarin liderligini paylasmasi (ariel, alo, ace,..) bu mukemmel bir hedef bakis acisi. yani kisaca adamlar ben firinsam ekmek de pasta da yapmam gerek demiyor. Adamlar birini mesela cikolatali pastayi seciyor ve zirveye oynuyor. tek kalem urunden zirve markalar! farkli bir sadelik yaklasimi?
- gecenlerde bir arkadasim araciligiyla tezi icin anket yapan bir arkadasinin calismasina katildim. calisma coca-cola ve yaptiklari ile ilgili. ankette soyle bir soru var: “kutup ayisi size neyi cagristiriyor?” secenekler de soyle: sevimli bir hayvan, buz, soguk, beyaz ve cocacola. reklamcilik ile ilgili profesyonel bilgim yok yalniz arastiabildigim kadariyla yapilmak istenen vahsi bir hayvanin -ki bu hayvan uzak bir yerde yasamasindan dolayi bu vahsiligi toplum tarafindan bilinmiyor- sevimli bir hale getirilip sogukluk vurgusuna baski yapilarak markayla birlikte aklinizda cagrisan imgeleri guclendirmek ve onlari daha sevimli hale getirmek. tabi bir soru dasu: kutup ayisi olarak bildigimiz polar ayinin rengi beyaz ve kahverengi ki yogunlugundan kimi zaman siyah bir icecek olarak nitelendirilen cocacolanin bu zitlikla yapmak istedigi ne? dusununce bu isin belkide en profesyoneller tarafindan kurgulandigini ve nitekim de cok basarili oldugu goruluyor. eklemek gerekirse pepsi cola cocacola’dan neredeyse 3 kat daha fazla ciro yapiyor ve kari giderlerden sonra neredeyse 5 kati. ama cocacola kazancinin ortalama yuzde 60’ini reklam ve sponsorluklara harcarken dunyanin en cok taninan markalar siralamasinda 1 numara!
life sucks

binlerce ruya gorur birini yasarsin
o biri cok onemli iste
cunku o biri tum hayatin degil
yasacagin hayatlardan bir tanesi
klise ama ruya gibi gecti derler ya iste o
gecti…
…mi?
yazdiklarini sildim once
yetmedi
bana biraktiklarini attim
yetmedi
bi kac ani vardi zamansizliga sikismis mekanlarda
biraktim gitmeyi oralara
yetmedi
simdi ayrilacagim bu sehirden
yetmeyecek
donecegim sehirde o
donecegim evimin yakinindan da gecti
her gecisimde
bir daha gececek
bir baskasi hala mi diyecek.. yine mi diyecek
desin
ben gulmeyi sevdim
klise cumlelere ozlemimi farkettim
en kahvalti hazirlamayi ozledim
onun icin light cola almayi
beyaz bueno almayi
kaloriferi sonuna kadar yakmayi ozledim
sikilirsa gideriz diye sinema seanslarini takip etmeyi de
bulasiklarimi yikardi
ki severim ben de
ama benim icin yikardi
onu izlerdim yikarken
onun bir baskasini sevmesini anlayabildigim kadar anliyorum dunyayi
onun bir baskasini tercih etmesini sindirebildigim kadar anliyorum detaylari
ben bir sekilde mutluydum
dokunmayin
cok uzaga gitmis olamaz; hala sicak
HHDD
simdi bir baska goze bakacagim
bunun senin canini sikmadigini bilecegim
yanimdakiler bir sure yabanci kalacaklar bana
bir sonraki isim az cok neye benzeyecek ki
biliyorum
biliyorum, gelmeyeceksin
bir zaman sonra aklima abuk subuk zamanlar disinda da gecmeyeceksin
bazen opusurken karsilastirma yapacagim seninle
bazen ona sasiracagim
adin garip bir defterde durmaya devam edecek
ki neyi sevip sevmedigin degismezse bilecegim
biliyorum, yasanmamis kisimlarin ic cekirisi bu
ve yasanmasi gereken onca sey varken
of diyorum ya mesela su an; demeyecegim
bir gun mutlaka bir yerde karsilacagiz
o anki bakismamiz cok onemli olacak
iste o zaman gozlerinde bir yabanci oldugumu hissedersem..
.. biliyorum uzulecegim
biliyorum, gelmeyeceksin
zaten kimse de gelmedi ki..
img src
…
sonra elimi tuttu. gidelim buradan dedi. burada kalirsam hasta olacagim diye ekledi. onu sevmedigim icin degil, burayi terkedemeyecegimi bildigi icin sustu sonra. ben sadece burayi degil hicbirseyi, hatta hickimseyi terketmemistim. bunu o da biliyordu ve bu yuzden kafasini egerek anladigini ima eden bir tebessum atti. gozleri cam gibiydi.
elimi tuttu. sigaradan son bir nefes alacak gibi birakmaya hazir ve yuruyup uzaklasacak gibi. cebinden biletleri cikartti. masaya koydugunda kendimi savas sonrasi bir anlasmada gibi hissettim. bunu farketmis olacak ki gozlerini kacirdi benden.
son bir iyilik yapip caylari da o ismarladi :) ve yanagimi oksadi. yetmemis olacak ki son yaklasti. kokusunu bir daha duyamayacakmis gibi hissettim. opusmuyorduk. dudaklari dudaklarimin kiyisindaydi. bir sure nefeslerimizi dinledik. kalp atisini duyabiliyordum ki her zamankindan farkliydi.
elveda demedim. cuku boyle birsey hic yasanmadi.
a href
..
seni sevmiyorum dedim. gozlerinin icine bakarak. gozleri doldu. ona dunyadaki guzelliklerden bahsetmistim oysa. onu en tutkulu halimle opmustum. hatta bir keresinde oyle bir duygu haline kapilmisti ki titriyordu heyecandan.
onu sevmedigimi sozlerimden degil gozlerimden anladi. cunku gozlerimdeki heyecan bir baskasina aitti. beni bir daha goremeyecegini degil de gorup yanasamayacak olmasi icini karartiyordu. biliyorum cunku bana bunun en cok korktugu sey oldugunu soylemisti. soz vermistik hatta. ama o verdigim sozu tutmama degil, benimle en buyuk korkusunu yasayacagina sikiliyordu.
cikmadan bir kez daha baktim. bu ona onu dusunerek son bakisimdi. aklimdan kisa bir sureligine ne yapacagi gecti. bunu bilmiyordu. cunku ona onsuz ne yapacagimi bilmedigimi soyledigimi hatirliyorum. gulmustu o zaman bir imparatorun buyuk fethi gibi ama simdi en buyuk topragini kaybediyordu.
uzgun degilim. cunku boyle birsey hic yasanmadi.
Bencesi
Gercek ask evladi ile annesi arasinda olandir.
Bir cocuk severse…
Bir cocuk diyorum cunku erkek sevdigi anda ki burada asktan bahsediyorum: cocuktur! Bir arkadasim gogusleri sevmemizin anneyle olan baglantisini aciklamisti. Bence de olabilirdi. Sonra dusundum ve dedim ki “buldum!”.
Bircok erkek askin icine dusunce kiskanir, koruyucu olur, konusmasi degisir vs. Sebebi bir baskalasim gecirmesi degil onda olan eski bir seye donmesi cocukluguna. En kiymetlisi olursunuz, sizi kaybetmemek icin elinden geleni yapmaya meyillidir ki onu o kadar rahat ya da guvende hissettiriyorsunuzdur ki savunmayi dusunmedigi haldeki cocukluk agizlarina doner.
Ofsayti anlamiyorlar cunku…
Erkek yarattigi herseyde dengeyi gozetir. Onun icin denge adil sartlarin saglanmasi demektir. Bu yuzden sporda ofsayti icat etmistir. Nitekim bunu bir kadinin anlayamasinin sebebi de bundan ileri gelir. Onlarda bu denge yoktur. Sonuc onemlidir.
Onemli birilerinin soyledigi gibi “bir kadinin elde edemeyecegi adam yoktur” ve yine ayni persfektifteki gizli ozne sudur: “her basarili erkegin arkasinda bir kadin vardir”. Nitekim kadini isin olmasa bir erkek dunyayi ayaklari altina alma hayali kurmaz. Kadin ister, bunu dile getirir ve erkekte bunu yapmak icin elinden geleni yapar.
Venusten Mars’a ve oradan da Dunya’ya…
Bir mit der ki kadinlar venustendir. Bir sebepten Mars’a gelirler. Orasi yasanmayacak hale geldigi icin dunyaya goculur. Dunyanin hali ortada.. Isin espirisi bir yana kadinlari mutlu eden seylere bakalim derim.
Makyaj malzemeleri, canta ve ayakkabilar, moda, magazin, iletisim (dedikodu), populer muzik, kurkler, pahali oyuncaklar, mucevherler… Bu saydiklarim arasinda daha bircok tuketimi barindiran ve dunyayi somuren ihtiyac var ama ozellikle iki tanesini saymadim. Erkek ve Seks!
Bir kadini gercekten mutlu eden erkek olabilir mi? Yoksa o kadin bir baskalasimin mutasyonu mu? Herkesi yukaridaki etiketlere baglayip yaftalamak -ki genellemenin hicbir turunu sevmem- asagilikca! Ama ben erkegin ve ona bagli olarak da hetero seksin kadini tatmin ettigine inanmiyorum.
Erkekler de pahali arabalari sever diyeceksiniz ve siralayacaksiniz.. Ama bilin ki hepsi ya size gosteris icin ya da sizi memnun etmek icin ve evet “aptaliz!”.
Yanlis kadinlarla birlikte olmus olabilirim ve bu yuzden kiliseleri sevmek zorunda da kalanlardan olabilirim. Elbette ben de “bu zamana kadar neredeydin?” diyebilecegim birini istiyorum. En azindan boylesinin dogru oldugu bana cok kucuk yaslarda ogretildi. Ama bazen -ki beni katiyetle yanlis anlamayin bu tum isanlar icin gecerlidir- hayvanlari daha cok seviyorum. Onlarin ozgurluklerini ve dilsiz iletisimlerimizi..
Ben insanligi da sevmek isterdim ama goruyorum ki hep ofsaytta kaliyorum. Tesekkurler!